Arıkan: "Bu milletin mutfaktaki tenceresi çatladı, dertten tasadan paramparça oldu"

Arıkan: "Bu milletin mutfaktaki tenceresi çatladı, dertten tasadan paramparça oldu"
Arıkan: "Bu milletin mutfaktaki tenceresi çatladı, dertten tasadan paramparça oldu"

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mahmut Arıkan, gündeme dair açıklamalarda bulundu. Arıkan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

"Ekranları başında bizi izleyen aziz kardeşlerim, hepinizi en kalbi duygularımla selamlıyorum. Bu Cuma günü sizlerle buluşmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Düzenlediğimiz bu toplantı vesilesi ile ülkemizin içinde bulunduğu devasa sorunların bir an evvel çözülmesi, başta ülkemiz, İslam alemi ve tüm insanlığın kurtuluşuna vesile olmada bir adım olmasını temenni ediyorum.

Madımak Hepimizin Ortak Acısı

Bildiğiniz üzere bugün 2 Temmuz, yakın tarihimizin acı olaylarından birisi olan Madımak’ın yıl dönümü.

Ülkemizin huzur ve barışına kast eden, kardeşin kardeşe, sağcı ile solcuyu, alevi ile sunniyi karşı karşıya getirme emelleri taşıyan karanlık mihrakların icraatı olan Madımak hepimizin ortak acısıdır.

Hayatını kaybeden canlar hepimizin canıdır. Temenni ediyorum ki Türkiye bir daha böyle karanlık senaryolarla karşı karşıya bırakılmasın.

Bu duygu ve düşüncelerle Madımak’da hayatını kaybeden canların hatıralarını saygı ile anıyorum.

Lütfü Türkkan’ın Talihsiz ve Hadsiz Açıklamaları

Ülkemizin kalkınması, yaşanabilir bir Türkiye’nin kurulması ve yeni bir dünya ideali için hayatını adayan rahmetli Erbakan Hocamızın en çok önem verdiği konulardan birisi de şüphesiz ağır sanayi ve sanayileşmeydi.

Bu sebeple de Türkiye’nin toplu iğne üretmekte zorlandığı günlerde, kimsenin hayal edemeyeceği meseleleri Erbakan hocamız devletin ve milletin gündemine sokmuştur. Fabrika yapan fabrikalar kuralım diyerek ülkemize vizyon kazandırmıştır.

Onun ağır sanayi idealleri bir takım mihrakları öylesine rahatsız etmiştir ki; mesnetsiz iddialar ile partileri kapatılmış, siyasi yasaklar ile karşı karşıya kalmıştır.

Buna rağmen yılmamış Saadet Partisi Genel Başkanı olarak icra ettiği son vazifesinde dahi üreten bir Türkiye için gayret göstermiştir.

Onun bu gayreti neticesindedir ki; 1970-1980 yılları arasında hükümet ortağı olma fırsatı bulduğu süre zarfı içerisinde 200 e yakın fabrika temeli atmış bunlardan yaklaşık 70 tanesi  üretime geçmeyi başarmıştır.

Bu rakamlar o dönem şartları açısından birilerinin hayal dahi edemeyeceği icraatların Erbakan hoca tarafından gerçekleştirildiğini göstermektedir.

Bu fabrikalar arasında geçtiğimiz yıllarda, eminim özelleştirilmesine Lütfü Türkkan Bey’in de karşı çıktığı, şeker fabrikaları da vardır.

Lütfü Bey’in Erbakan hocamızla alakalı yapmış olduğu talihsiz açıklamaları esefle kınadığımızı belirtmek istiyorum.

Kendisini edebe ve hakkaniyetli olmaya davet ediyorum. Lütfü Bey bu dünyada bir gün belki hatırlanmayacak ama istihzada bulunduğu Erbakan Hoca’nın eserleri bu millete hizmet etmeye devam edecek ve asla unutulmayacaktır.  

Temmuz Vaadine Ne Oldu?

Çok manidar bir atasözümüz vardır, der ki atalarımız; büyük lokma ye ama büyük söz söyleme.Bu atasözünün ne kadar ehemmiyetli olduğunu gösteren bir örneği bugün burada sizlere aktarmak istiyorum.

İçişleri Bakanı Soylu daha bir ay evvel şöyle demişti; “Görecekseniz, temmuz ayından itibaren ülkemin ekonomisi öyle bir atağa kalkacak, öyle bir sıçrayacak ve büyüyecek ki etrafımızdaki Almanya'sı, Fransa'sı, İngiltere'si, İtalya'sı ve hele o her şeye burnunu sokan ABD'si de çatlayacak, patlayacak”

Peki bugün geldiğimiz nokta nedir?

Karadeniz’de doğalgaz çıkacak denmişti lakin doğalgaza yüzde 12 zam geldi.

Bitti mi? Tabi ki hayır bunun yanında bir de elektriğe %15 zam geldi!

Bitti mi? Tabi ki hayır lpg ye 60 kuruş zam geldi.

Bitti mi? Tabi ki hayır yükseköğrenim harçlarına %10 zam geldi.

Almanya’sı, Fransa’sı çatladı mı bilmiyorum fakat bildiğimiz bir gerçek var ki bu milletin mutfaktaki tenceresi çatladı, dertten tasadan paramparça oldu.

İnsanımız öyle bir hale geldi ki çarşıda, markette bir fileyi dolduramaz oldu. Bebek bezine, bebek mamasına muhtaç hale geldi.

İki gündür, Kısa çalışma ödeneği bittiği için, işten çıkarılan insanların feryadı sosyal medyada yankılanıyor.

Bu durum karşısında vicdanların sızlaması, iktidar sahiplerinin bir an önce tedbir alması gerekirken günü kurtarmaya matuf söylemlerle sadece siyasi ikballerini düşünmesi ekonomik krizi daha da derinleştirmektedir.

Yapılması gereken bir an önce, israfın terk edilmesi, kamu kaynaklarında tasarrufa gidilmesi ve üretime dönük yatırımların hayata geçirilmesidir.

Yoksa bu ülkede huzur sadece 5-10 yerden huzur hakkı alanların tekelinde kalırken,

asgari ücretle geçimini sağlayan insanımızın  sokağından dahi geçmeyecektir.

Şenyaşar Ailesi Adalet Sarayları Önünde Adalet Arıyor

Bizim tarihimizin önemli simalarından birisi olan Koçi Bey der ki; “devlet küfür ile ayakta durur ama zulüm ile ayakta duramaz.” Bu demektir ki adil olmayan bir devlet sarsılmaya mahkumdur.

İnsanlık tarihi, hak ve adalet uğruna verilmiş binlerce yıllık mücadelelerin anlatısıdır. 

Güçlü oluşlarını, çoğunluk oluşlarını, çıkarlarını ya da  sözde “seçkin” oluşlarını sınırsızlık ve sorumsuzluk olarak algılayanlar başkalarına zulmetmekten geri durmamışlardır.

Kendilerinden olmayanlar üzerinde her türlü tasarrufta bulunmayı kendilerine hak olarak görenler, kendi dünyalarını cennete çevirirlerken tüm dünyayı başkaları için cehenneme çevirmekten kaçınmamışlardır.

İnsana kıyıldığında,  insana zulmedildiğinde,  insan onuru ve hakları çiğnendiğinde buna kayıtsız kalan her anlayış haksızlıkların ve adaletsizliklerin bir parçasıdır.

Yeryüzünde tek bir insanın dahi baskı ve tahakküme maruz kalması, haksızlığa uğraması, onurunun incitilmesi, adalet arayışının engellenmesi kabul edilemez.

Kimden gelirse gelsin zulmün karşısında durmak gerekir.

Aynı şekilde, kim olursa olsun, adalet arayanın, adalet talep edenin yanında yer almak gerekir.

Bir ülkeyi yaşanabilir kılan,  korku değil hukuktur,  baskı ve tahakküm değil hak ve özgürlüklerdir,kavga, kin ve nefret değil barış ve kardeşliktir.

Bir ülkeyi yaşanabilir kılan, gücün hukuku değil, hukukun gücüdür. Bir ülkeyi yaşanabilir kılan, insanın en zayıf,     en çaresiz,   en yalnız anında adalet mekanizmasının kendisinin yanında olduğunu hissetmesidir.

Bugün ülkemizde ne yazık ki en çok örselenen hususların başında adalet gelmektedir.

Toplumda birçok kesim mağduriyetler yaşamaktadır fakat gelin görün ki bu mağduriyetler iktidarın vicdanını sızlatmamaktadır. İktidar adalet sarayları yaparak adaletin tesis edilmediğinin farkına varamamıştır.

İşte bunun bir örneği 115 gündür adalet sarayları önünde, AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız'ın koruma ve yakınlarının saldırısı sonucu eşi ve iki oğlunu yitiren Emine Şenyaşar ile saldırıdan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın "adalet" aramasıdır.

Evlatlarını, kardeşlerini kaybetmiş bu insanların acısına ortak olunmalı, adalet talepleri yerine getirilmelidir.Adalet mekanizması, insanın en zayıf, en çaresiz, en yalnız anında dahi o’nu güce karşı, haksızlıklara karşı, hukuksuzluklara karşı koruduğunda görevini yapmış olur.

Hukuk, insanlarımızın acılarını dindirmek, korkularını gidermek, güvenlerini kazanmak, umutlarını artırmak için gücünü göstermelidir.

İki evladını ve eşini ağlamaktan %70 oranında  gözünü birini yitiren bir annenin “bugüne kadar adaleti istedik ve bundan sonra da istemeye devam edeceğiz” açıklamasına kayıtsız kalmamız mümkün değil.

Bu ülkede kim bir haksızlığa uğrarsa elbette Saadet Partisi o’nun yanındadır. Haksızlıklar, hukuksuzluklar, vicdansızlıklar karşısında sessiz kalmamız beklenemez. Bu vahşet her yönü ile araştırılmalı, katliamda parmağı olan kim varsa muhakkak adalet önünde hesap vermelidir."

Hibya Haber Ajansı