Hayrettin Nuhoğlu'dan "Andımız'a" kanun teklifi

Hayrettin Nuhoğlu'dan "Andımız'a" kanun teklifi
Hayrettin Nuhoğlu'dan "Andımız'a" kanun teklifi

Nuhoğlu şu ifadelerde bulundu: OKULLARDA ‘ANDIMIZ’IN OKUNMASI KANUNLAŞARAK KALICI OLMALI  Doksan seneye yakındır yönetmelikle okutulan “ANDIMIZ”ın, bundan böyle “İlköğretim Okullarında Öğrenci Andı Okunması Hakkında Kanun Teklifi”nin kanunlaşarak kalıcı olmasını arzu ediyoruz. 

Andımız, dönemin Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip tarafından yazılmış, 10 Mayıs 1933 tarihli ve 1749-33 sayılı Millî Talim ve Terbiye Heyeti kararı ile ilk ve orta dereceli okullarda okutulmaya başlanmıştır. 1972, 1997 ve 2012 yıllarında değişikliğe uğrayan öğrenci andının, 2012 yılında ortaokullarda okutulmasına son verilmiştir. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olduğu 30 Eylül 2013 yılında açıklanan "Demokratikleşme Paketi" sonrası, 8 Ekim 2013 tarihinde Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nde değişikliğe gidilerek “Öğrenci Andı” başlıklı 12. madde yürürlükten kaldırılmıştır. 

8 Ekim 2013 tarihinde ve 28789 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yürürlükten kaldırma kararına, Türk Eğitim-Sen tarafından itiraz edilmiş, bu kararın iptali istemiyle dava açılmıştır. Dava süreci devam ederken; Resmî Gazete’de yayımlanan 26 Temmuz 2014 tarihli ve 29072 sayılı Millî Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 95. maddesi ile “Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği” tamamen yürürlükten kaldırılmıştır.

Danıştay 8. Dairesi, Andımızda "Anayasa'da anlamını bulan kavram ve ilkeler olduğu" gerekçesiyle yeminin yeniden okutulmasına 5 yıl geçtikten sonra karar vermiştir. Bunun üzerine, Millî Eğitim Bakanlığı, Danıştay'ın kararını temyize götürmüş ve yürütmenin durdurulmasını istemiştir. 12 Mart 2021’de dava karara bağlanarak, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından andımızın okutulması yönündeki karar iptal edilmiş oldu.

BU YEMİN, PEDAGOJİK FORMASYON İLKELERİNE AYKIRI BİR DURUM İÇERMEMEKTEDİR

Andımızın iptal gerekçesi olarak; Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyinin göstergesi sayılan demokratikleşmenin gereği olduğu, pedagojik olarak ilköğretim çağındaki çocuklar için uygun olmadığı ve bu nevi yeminlerin demokratik toplumlarda söz konusu olamayacağı savunulmaktadır.

Bu yemin, pedagojik formasyon ilkelerine aykırı bir durum içermemektedir. Kaldırılmasında da herhangi bir kamu yararı yoktur. Atatürk’ün ilkelerine, Anayasaya ve Kanunlara ters düşmemektedir. Bu gerekçe, hukuk nezdinde hiçbir bilimsel temele dayanmamaktadır. Tamamen siyasi bir görüşün tezahürüdür. 

Yürürlükteki 1982 tarihli Anayasa'nın 2. maddesinde: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” ifadesi yer almaktadır. Yine Anayasa’nın 10. maddesinde; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” ve Anayasa’nın 66. maddesinde "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” ifadeleri yer almaktadır. Andımızda geçen “Türk” sözcüğüyle ırk nitelendirilmesi yapılmamakta, kafatasçılık, ayrımcılık ve bölücülük kastedilmemektedir. Şehit kanlarıyla sulanmış yurdumuzun her köşesinde, al bayrağımızın gölgesinde yaşamakta olan bütün vatandaşlarımızın, hangi etnisiteden olursa olsun Türk Milletini oluşturduğu açıkça anlaşılmaktadır.

14 Haziran 1973 tarihli 1739 sayılı Millî Eğitim Kanunu’nun 1.,2.,3.,10.,11.,12. ve 23. maddelerinde ve 5 Ocak 1961 tarihli 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun 1. ve 4. maddelerinde; andımızda geçen aynı kavram, ilke, adlar ve amaçlar tekraren ifade edilmektedir. Öğrenci andı, görüldüğü gibi kanunlara aykırı değildir. 

Egemenliğimizin güvencesi milletimiz, milletimizin güvencesi ve geleceği, bugünün çocuklarıdır. Çocuklar, hayatları boyunca akıllarından çıkarmayacakları ve farkında olmadan öğrendikleri bilgilerin büyük bir kısmını bu dönemde edinmektedir. Alışkanlıkların yerleşmesine neden olan tekrarlar, özel bir gayret sarfetmeksizin düşünce şekline ve ileride kalıcı davranış biçimine etki etmektedir.

İlköğretim çağındaki çocukların gelişip ilerleyebilmesi için, önce kendisini ve çevresini tanıması ve sonrasında ne istediğine karar verebilmesi gerekmektedir. Türk millî kimliğinin benimsenmesi, Türk tarih bilincinin yerleşmesi, vatan ve millet sevgisinin oluşması ve yüksek ahlak ve vasıflara sahip olunması gibi kazandırılmak istenen olumlu davranışlar ve düşünceler için eğitim tam da bu zamanda devreye girmektedir.  B u and, eğitimde millilik bilincinin küçük yaşlardan itibaren oluşturulması açısından çok önemlidir. 

Türk eğitim sisteminin amacı ve okulun görevi; Türk olmaktan şeref duyan, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, Türk Devleti’ne ve Türk Milletine karşı ödev ve sorumluluklarını bilen, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür ve meslek sahibi gerçek birer Türk vatandaşı yetiştirmektir. Bu nedenle millî törenler ve bayramlar, Gençliğe Hitabe, Öğrenci Andı ve İstiklal Marşı; fikirlerin ve duyguların anlamlarını düşünmeye ve zaman geçtikçe manalarını daha derin bir şekilde kavramaya vesile olmaktadır.

Bu kanun teklifi ile Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmî ve özel ilköğretim kurumlarında, Öğrenci Andı’nın söylenmesinin kanun seviyesinde düzenlenmesi amaçlanmaktadır.

"Etnisite" ve "millet" bambaşka mefhumları ifade eden kelimelerdir. Bu kelimelerin ne anlama geldiğini, mefhumların beşerî bilimlerdeki karşılığını ve tarihî evrimini bilmeyenler "Türk Milleti" ifadesine bazen açık bazen gizli bir savaş açarak, karışıklık yarattılar. Bu anlam karışıklığını ya bir etnisite lehine ya da Türk Milletinin aleyhine kullandılar. Öncelikle bu mefhumlara dair bir hatırlatma yapmak istiyorum: Etnisite yereldir, ekseriyetle soya bağlıdır; kültürü, dili yahut şivesi ile akraba ve komşu topluluklardan ayrılan her insan cemaati bir etnisite teşkil eder. 

Millet etnisite gibi fiziki ve yerel değildir, bir devlete tabiiyet bağıyla bağlı olan, o devletin ayırt edici kimliğiyle yaşayan insanların ismidir. Birkez daha vurgulamak isterim ki, Anayasa'mızın 66'ncı maddesinin ilk fıkrası "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür" demek suretiyle kimlik kavramını perçinlemiştir.  İşte bu kavram, devletimizin millet tanımıdır ve iç içe geçen halkalar gibi aidiyetler zincirimizin en yüksek mertebesidir. Bu mertebe kültürel bağlar taşıdığımız bütün akraba toplulukların tarihî serüven birliği, paylaşılan sembollerin ortaklığı ve en önemlisi, kan dökerek, can vererek kazanılan İstiklal Savaşı sonucu oluşan bir arada yaşama kararlılığıdır. Etnik temeller üzerinden bir kimlik siyaseti gütmek, yalnız Türk Milletini hedefe koymuyor, doğrudan bu etnisitelere de ayrımcılık yapıyor.

Devletin en temel vazifesi adaleti tesis etmektir. Devlet, hukuk demektir. Hukuk, etnisiteye, dine, dile, cinsiyete göre farklı olamaz, lehte ya da aleyhte farklı bir uygulama düşünülemez. Kendisine "Türk" diyen insanları, zorla Türklük dairesinin dışında tutmak, mahzurlu olmanın yanında düpedüz ırkçılıktır. Türk Milliyetçiliğinin asla etnisite temelli bir siyaset gütmediğini hatırlatmak isterim. Biz, tarihin çok erken devirlerinde, etnisitenin ötesine uzanarak feodal Avrupa'nın uzun yıllar tecrübe edemeyeceği bir merhaleyi aşmış, bununla gurur duyabilecek bir milletiz. Millet olma hâli, bir medeniyet merhalesidir, medeni olmanın bir şartıdır.

Anayasa'da yer alan hükümlere uymak, her Türk vatandaşı için ama öncelikle bu devleti yönetenler için bir mecburiyettir. Türklükten hiç kimse rahatsızlık duymamalıdır. Anayasa'nın başlangıç kısmında yer alan ve 2'nci maddedeki hükümle de değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen metinde "Türk" kelimesi, 9 defa tekrarlanmıştır. Devletin temel kanunu olan Anayasa'mız, bütün etnik unsurları "Türk" kabul etmiştir. Bu Anayasa varken Türk'ü etnik unsurlardan biri saymak, büyük bir yanlışlıktır. 

"TEK BAYRAK" TÜRK BAYRAĞI’DIR. "TEK DEVLET" TÜRK DEVLETİDİR. "TEK VATAN" TÜRK VATANIDIR. “TEK MİLLET” TÜRK MİLLETİDİR.

Bazı siyasetçiler için söylüyorum, "Tek bayrak" Türk Bayrağı’dır. "Tek devlet" Türk Devletidir. "Tek vatan" Türk Vatanıdır. “Tek millet” Türk Milletidir. Türk Milletini sevmek, gelişip yükselmesini istemek de Türk Milliyetçiliğidir; ırkçılıkla, kavmiyetçilikle kesinlikle karıştırmamak gerekir. 

Türk Milleti olarak, asırlarca hep beraber verilmiş olan destani bir mücadelenin ürünü olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, varlığını ve üniter yapısını korumak zorundadır. Bu coğrafyada ilelebet bağımsız yaşamak istiyorsak Türk devletini güçlü, Türk Milletini mutlu kılmak, hepimizin görevi olmalıdır. 

Cumhurbaşkanının söylediği "Bizim tek Andımız, İstiklal Marşı'mızdır; bundan tavizimiz yok" ifadesi doğru bir ifade değildir. Türk Dil Kurumuna göre "And" "Tanrı’yı tanık göstererek bir olayı doğrulama, yemin", "Marş" ise "Bir topluluğu simgelemek için düzenlenmiş müzik parçası" demektir.

“And" ile "Marş", işte bu tarifte yerini buluyor. İstiklal Marşı'mız, bizim Türk Milleti olarak milletimizi simgelemek için düzenlenmiş bir müzik parçasıdır, bizim Andımız değildir. Ümit ve cesaret veren, Milletimizin hürriyet ve bağımsızlık mücadelesindeki ruhunu ve duygularını anlatması için bestelenmiş edebi bir metindir. Milletin bütünü tarafından okunur ve okunduğu zaman ayakta saygıyla söylenir veya dinlenir. 

Andımız, kişiliğin oluştuğu kimlik tanıma sürecinde olan çocuklarımızın, millet olma şuurunu kazanmasına vesile olan, önemli ve hedef belirleyici nitelikte bir metindir. Sadece ilköğretim okullarında okutulur. Milli birliği güçlendirmek amacıyla okunan bu metin aynı zamanda toplumsal bağlılık ve aidiyet yeminidir. 

KANUN TEKLİFİMİZE KONUYA DUYARLI BÜTÜN MİLLETVEKİLLERİMİZİN DESTEĞİNİ BEKLİYORUZ 

İstiklal Marşına taraftar olup Andımıza karşı çıkmak ve İstiklal Marşı bize yeter demek çelişkili bir durumdur. İstiklal Marşı Andımızın alternatifi olamaz. İkisi birlikte varlığını sürdürmelidir. Andımızı okuyarak yetişen nesiller olmazsa İstiklal Marşına sahip çıkan, saygı duyan ve söyleyen nesiller de olmaz. 

Bu kanun teklifi bir siyasi partiye ait değildir. Açıkladığımız gerekçede de ifade edildiği gibi bütün siyasi partilerimizde yer alan, konuya duyarlı milletvekillerinin ortak arzusu niteliğindedir. O bakımdan hepsinin desteğini bekliyoruz. 

Kanunlaşması halinde tartışmanın sona ereceğine ve Türk milletini sonsuza kadar, hür ve mutlu yaşatma önceliği olacak nesillerin yetişeceğine inanıyor, saygılar sunuyoruz. Hibya Haber Ajansı