Şair Hacı İsmailoğlu, Ayasofya’yı yüreklerde canlı tutacak yemin yazdı

Şair Hacı İsmailoğlu, Ayasofya’yı yüreklerde canlı tutacak yemin yazdı
Şair Hacı İsmailoğlu, Ayasofya’yı yüreklerde canlı tutacak yemin yazdı

Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından, 532-537 yılları arasında yaptırılan, fetih sonrasında ise Osmanlılar tarafından camiye dönüştürülen Ayasofya ile ilgili şair Mehmet Hacı İsmailoğlu, yürekleri canlı tutacak yemin yazdı.

Milletin Ayasofya aşkını diri tutacak yemini Mehmet Hacı İsmailoğlu, bir sabah ezan vaktinde kaleme aldı. İsmailoğlu, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, “Yazdığım yemin inanıyorum ki, milletimizin kalbi duygularını yansıtıyor. Yazılan yemin Ayasofya’nın kitlerinin kırılması noktasında yürek kılıcımız olacaktır” dedi. ’Ayasofya Yeminini’ yazarken her satırında Fatih Sultan Mehmet Han, Akşemsettin, ve Hızır aleyhiselamın huzurunda da kendini hissettiğini belirten şair Mehmet Hacı İsmailoğlu, bir gün mutlak Ayasofya’nın ibadete açılacağını söyledi. Mehmet Hacı İsmailoğlu tarafından yazılan yemin şöyle;

“Bir cami düşünün, büyüklüğü Türkiye’den kat be kat fazla. Hatta tüm Müslüman topraklarını içerisine alacak kadar. Bir cami düşünün, ezan sesi tüm dünya devletlerinin dağlarından, sokaklarından, evlerinden aksederek kulaklara dolacak kadar muazzam bir desibele sahip. Bir cami düşünün, kıblesini kendi bulmuş, maddeden oluştuğu halde mana alemine seyahat edip taş ve toprağın yer ve göklerin sahibi ile vuslat etmiş, hasbihal etmiş pusulasını bulmuş. Bir cami düşünün, gayri müslümlerin denetlediği, gayri müslümlerin cirit attığı botları kirli ayakkabıları ile çiğnediği hutbesi frangalı, alemi mahsun kapısı mühürlü secdesi hakikate kapalı. Bir cami düşünün, hakkında olmadık iftiralar karalamalar yapılan yalanlarla kararlar alınan sesine sus düşürülen. Bir cami düşünün, fethi bir aşıra yakındır söylemesi, göstermesi, dillendirmesi, haykırması ezan duyurması zinhar yasak edilen. Bir cami düşünün, her lafza ümmetin yüzüne tokat atarcasına sessiz haykırışlarla beddua eden, mukaddesata olan ihaneti ruhumuza perçinleyen mahremi, namahreme peşkeş çekilen feryadı ile gökkubbeye bizi şikayet eden, ordusu; İslamın kalbi denilen şehrin İstanbul rüyasının göz bebeği bir mabet’e, ne mübaladır bu sözler ne yakışıksız nede yersiz. Kelimelerin kifayetinden oluşturulan hiçbir mananın ortaya koyamayacağı bir yüklemdir Ayasofya lisanı. Hala sütunlarında Fatih’in, sesi vardır. Neden suskun kubbeler? Nidanın nesi vardır. Nereye kadar durduracaksınız? Bir dağın ucundan kopmuş ve aşağıya doğru hızla inen bu kar yığınları mı? Bir çığ geliyor. Öyle bir çığ ki, hakikate omuzlarını dayamış gücünü rahmandan alan bir çığ. Bütün yasakları oksijensiz bırakacak, küfrün mahyasını allaşa edecek, bir çığ geliyor. Hangi set durduracak kudret-i insan üstü bu çığı, hangi sur dayanacak aklın hesap edemediği erk’e. Münazarası yapılması bile hayal edilemeyecek yasağın bir asırlık kabusuna vesile olanları sorgulamayacak mıyız? Sanıyorlar. Aldanıyorlar, vallahi aldanıyolar. Fitil fitil hesap verecek ölülerde sağlarda, şahit olacak buna doğmuş ve doğacaklar. İfşa edilecek köşe bucaklar, kimse saklanamayacak adaletin tecellisinden. Öz malıdır, İslam’ın, mirasıdır Türk’ün, yaşam pompalayan kalbidir hadis kokulu şehrin. Alamaz bütün cihan tek bilek olsa bile, damarında dolaşan imandır, hadisler. Ey, ruhumu zindanlarda bekletenler. Güneşin doğuşuna engel olamayacaksınız. Ufukları yırtan bir nur aydınlatacak hücreleri, ve harekete geçecek Allah, diyen bütün hücreler. İşte o zaman, ne Yunanistan nede başka bir ecnebi, çamurlarıyla bulayamayacak şafakları. Deccal oldum diye kendini dev aynasında görenlerin karşısına İsa olup çıkacağız. Bin 400 yılı aşkın yürüyüşümüzün bir asırlık nefes arası olarak görülsün bu hamiyetsiz duraklamamız. Asla yenilmiş değiliz ve asla vazgeçmiş değiliz. 18 bin alemi yaradan Allah’a yemin olsun ki, cemaatinin safları İstanbul’dan taşan kıratı ile dünyayı hayrete düşüren Allah-u Ekber denildiğinde yedi tepeden yedi kat semaya uzanacak bir secde vuslatı yaşatacağız. Yemin olsun ki, bir daha sukutun pençesinde değil bir asırbir an bile ziyan olmayacak vakti Ayasofya’nın. Mermerlerin hasret kaldığı niyazlar, davasını telkin eden vaazlar, tevhidin lezzeti ile işlenecek duvarlarına hazırlan, seccadeni almadan geleceksin. Halılar sereceğim sana misk-i amber kokulu. Hüzünlü geçmeyecek mübarek geceler. Cumalar, yeniden bayrama kavuşacak. Bayramlar, bayram edecek. Hazırlan gece bitmeye yakındır. Kızıla dönmek üzeredir, zaman . Son bir nefes daha doldur göğsüne ciğerlerin karbondioksiti dışarı çıkarmadan biz çıkacağız minarelerine Ayasofya’nın. Ölmekse öleceğiz. Muhakkak geleceğiz. Allah’ın selamı, davasına inananların üstüne olsun.”